30 Mart 2008 Pazar

BİR HAK ARAMA ÖYKÜSÜ 6. GÜN


ALTINCI GÜN
22–10–2007 Pazartesi
Saat 08:00 Yemekhane

PM Bayram Bey yemekhaneye geldi, yazının İngilizce yazılıp yazılmadığını sordu. Akabinde Oğuz Çetin’i toplantı tutanağını İngilizce yazmamakla suçladı.
Oğuz Çetin, “ben bu yazıyı size cumartesi sabahı verdim ve özellikle bu günü seçtiğimizi belirterek “hazırlık yapabilirsiniz diye” de belirttim. Neden çevirmediniz bu vakide kadar?!! Neden dersinize çalışmadınız?!! Neden bunu beceremediniz?!!”
Diğer personel Oğuz Çetin’i sakinleştirdi.

Saat 10:00 civarı
Yemekhanenin önünde Murat Oğuz, Tunay Bozbeyoğlu, Erman Bayram, Oğuz Çetin ve etraflarında diğer personel.
Dörtlü tartışıyor.
Tunay’ın elinde tercümeyi yazdığı bir sayfa var.
Oğuz Çetin “bizim toplantıya girmememiz lazım, eğer o masaya oturursak sendika ve yerel ortakla biz karşı karşıya kalırız, hâlbuki onlarla konuşması gerekenler proje müdürü ve proje koordinatörüdür, verelim kâğıdı onlar girsin toplantıya” diyerek itirazlarını ve sebeplerini anlatıyor.
Murat Oğuz ve Erman Bayram “sorunlarımız doğrudan anlatırız, ne sakıncası olur ki?” dediler.
“Konuşmakta yarar var, uzlaşmak lazım” diye ekledi Tunay.
“Arkadaşlar, toplantıda söylediklerimizi ne çabuk unuttunuz, bizim müşterek aldığımız karar bu değildi, biz sorunları yazıp verdik, çözümü onlar bize getirecek, ama gidersek biz de çözüm önereceğiz ve konu sulandırılacak, tartışma olacak, sorun olarak söylediklerimiz o masada sorun olmaktan çıkarılacak” diye direndi Oğuz Çetin.
Etraflarındakiler sesiz kaldılar ya da toplantıya gidilmesi konusunda olumlu konuştular.

Saat 22:43 PM’in ofisindeki toplantı masası.
Odada bulunanlar, PM Bayram Bey, PC Mustafa Bey, DMD Caferbaba, kontrolluk teşkilatından toprak işleri ve yol üst yapısı kısım sorumlusu Bellu, kontrolluk teşkilatından sanat yapıları kısım sorumlusu Nayecuu, kontrolluk teşkilatından Berida, Çalışma Bakanlığı Kaduna teşkilatından bir yetkili, Aminu Gambo (firmanın yönetim kurulu üyesi), Abullahi (Personel Müd.), Doroty (idari ve mali işlerden) ve Türk Personeli temsilen Cemhan Küçük (Teknik Ofis Müh.), Murat Oğuz, Tunay Bozbeyoğlu, Oğuz Çetin.

Toplantı başlamadan PC Mustafa Bey, “vali yardımcısı bizi çağırmış, proje hakkında bilgi istiyormuş, biz yani Caferbaba, Bellu, Nayecuu ve ben gitmek mecburiyetindeyiz, siz toplantıya başlayın, biz yetişiriz” diyerek diğer üçü ile birlikte şantiyeden ayrıldılar.

Türk Personelin temsilcisi olan dört kişi uzun masanın baş tarafına oturdular, karşılarında bakanlık temsilcisi var.

Tunay Bozbeyoğlu’nun konuşmasıyla toplantı başladı. Özellikle durumu tam olarak bilmeyen bakanlık yetkilisine hitaben konuştu. Özetle; işçilerin grev hakkı olduğunu ve buna kimsenin karşı çıkmayacağını belirtti. Ancak sendika, jeneratörü, mutfak ve yemekhaneyi, şantiye kapılarını kilitlememeliydi. Bu hareket Türk Personelin hayati güvenliğine yönelik bir tehdit ve hatta saldırıydı.

Saat 11:30 Toplantı devam ediyor.
Bakanlık yetkilisi uzun ve ağdalı bir konuşma yapıyor. İşçi ve insan hakları, iş barışı, başarılan işlerdeki personelin inkâr edilemez katkısı filan.

Ama sonuç olarak söylediği “bu toplantı devam etsin, Union (işçi birliği-sendika) yetkilileri de gelsinler, siz onlarla görüşüp anlaşmalısınız, ama yabancı personel (Türk Personel) de işe çıksın ve grevi bitirsin”

Tunay Bozbeyoğlu yaptıklarının grev olmadığını “pasif direniş” olarak nitelendirilebileceğini söyledi. Ayrıca toplantıda sendikanın bulunması kesinlikle kabul edilemezdi ve işe çıkmak için bir sebep yoktu.

Saat 11:45
Toplantı dağıldı.

Saat 13:40
Toplantıya öğlenden sonra devam ediliyor.
Sabah, vali ile görüşmek için toplantıya katılmamış olanlarda toplantıya dâhil oldular.
Engineer Nayecuu, sanki toplantıyı idare yetkisi kendisine verilmiş gibi davranarak Türk Personel temsilcilerinden güvenlik sorunu ile ilgili olarak açıklama yapmalarını istedi. Tunay Bozbeyoğlu onyedi kasım günü olanları özetledi.
Project Coordinator Mustafa Taylan, bakanlık yetkilisine “bu şantiyedeki yirmi sekiz kişinin arazideki can güvenliğinin garantisini verebiliyor musunuz, ben sorumluluğu almıyorum bu konuda” şeklinde bir çıkış yaptı ve bütün toplantı boyunca söylediği tek cümle de bu oldu. Proje Müdürü Bayram Ali Cihanoğlu ise toplantı boyunca hiç konuşmadı.

Nayacuu Türk Personel temsilcilerine “güvenlik için ne istiyorsunuz?” diye sordu.
Dört temsilci kendi aralarında kısaca görüştüler.
Murat Oğuz,
“madem istiyorlar, güvenlik personeli sayısı ve güvenlikle ilgili detayları verelim” dedi.
Oğuz Çetin,
hayır biz güvenlik uzmanı değiliz, detayları ve güvenlik için gerekli olanları bilemeyiz, biz sadece yirmidört saat, yedi gün burada yani kampta ve arazide güvenli bir yaşama ve çalışma ortamı istemeliyiz. Gereğini uzmanlar yerine getirmeli”dedi.
Tunay Bozbeyoğlu,
“ayrıca bu son grevde bize karşı suç işleyenleri ve geçen Nisan ayında güvenlik şirketi yetkilisi Dingba’yı linç edenleri de cezalandırmalılar”
Cemhan Küçük,
“ben de detay verilmemesi taraftarıyım” diyerek görüş belirtti.

Saat 14:30
Tunay, mutabık kaldıkları görüşleri toplantıya İngilizce olarak aktardı.

Nayecuu saat 15:00’e kadar kesintisiz konuştu.

Türk Personel temsilcileri, toplantının amacından sapmaya başladığını düşünmeye başladılar.
Kendi aralarında bir karar alabilmek için izin isteyerek dışarı çıktılar. Beş dakika kadar görüştüler ve toplantıya geri döndüler.
Oğuz Çetin önce Türkçe olarak “kamp güvenliği kesin olarak temin edilene kadar işe çıkılmayacaktır” dedi. Ardından Tunay Bozbeyoğlu bu cümleyi İngilizce tekrarladı ve temsilciler tekrar toplantı salonunu terk ederek yemekhaneye döndüler.

Saat 15:00 civarı Yemekhane
Türk Personelin temsilcileri yemekhanedeler.
Oğuz Çetin ve Tunay Bozbeyoğlu her zamanki masada oturuyorlar. Diğer herkes çeşitli masalara dağılmış vaziyette. Oğuz Çetin herkesin gelmesini bekledi ve hepsi geldiğinde konuşmaya başladı.
“Ben toplantı hakkında bilgi aktarmadan önce bazı şeyler söylemek istiyorum.”
Devam etti,
“Cuma akşamı burada toplandık ve bazı kararlar aldık. Bu kararların tebliği ve gerekirse savunulması için de oy birliği ile bana sözcülük görevini verdiniz. Ben de aldığımız ve imzaladığımız kararları savunmak için her çabayı gösterdim. Ama ne çabuk unuttunuz bunları ve bizi o toplantıya gönderdiniz? Neden kararlarımızın arkasında, imzalarımıza sadık kalarak durmadınız?”
.................................................
“Toplantıda konuşulanları size aktarayım. Uzun sürmesine rağmen konuşulanlar fazla değildi. Özetle; Bizlerin sendika ile uzlaşmamızı istediler. Toplantı devam ederken sizlerinde işe devam etmesini istediler. Biz bu iki teklifi de reddettik. Güvenlik için istediklerimizi sordular, detay veremeyeceğimizi, genel güvenliğin sağlanması gerektiğini söyledik. Son olarak da kamp içinde mutlak güvenlik sağlanana kadar işe çıkmayacağımızı söyleyerek toplantıyı terk ettik. Kalanlar şu anda devam ediyor. Toplantıya biz dört kişiden başka üç tane kontrolluk mühendisi, bakanlık yetkilisi, Caferbaba, Aminu, Abdullahi, Doroty, Mustafa bey, Bayram Bey katıldılar ve devam ediyorlar”
...................................................
“Ben size birkaç şey daha söylemek istiyorum. Uzlaşma üzerine. Bazı arkadaşlar sabah uzlaşmaktan bahsettiler. Sizlerin uzlaşmadan ne anladığınızı bilmiyorum. Ama ben ne anladığımı anlatmak istiyorum kısaca. Uzlaşma, aynı konuda farklı görüşe sahip iki tarafının anlaşamadıkları konu üzerindeki iddia ve haklarının bir kısmından vazgeçerek ihtilaflarını sona erdirmeleridir şeklinde anlatılabilir.”
“Bu işi yani uzlaşmayı politikacılar ve diplomatlar çok iyi yapıyorlar. Tartışmaya gitmeden önce haklarından fazlasını istiyorlar, ama masadan kalktıklarında zaten istediklerini alıyorlar ve her iki tarafta bazı hak ve isteklerinden vazgeçtiklerini söyleyerek uzlaştık diyorlar”
“Hâlbuki bizim vazgeçebileceğimiz hiçbir talebimiz yoktu. Ne istediysek onu yazdık, fazlasını değil. Yani uzlaşma adına vazgeçebileceğimiz hiçbir şey yok. Eğer herhangi bir talebimizden vazgeçmiş olsaydım sizlere ihanet etmiş olacaktım. Aslında sıradan, onurlu bir insan için uzlaşma ihanet demektir. Politikacılar gibi düşünmeyiz çoğumuz. İnce hesaplar, içten pazarlıklarda bulunmayız, ne istersek onu söyleriz doğrudan. Kendisine ihanet demektir. Uzlaşma yerine geri çekilmek daha onurludur.... Kazanmak için toparlanıp tekrar saldırabilirsin, ama uzlaştığın zaman artık mücadele bitmiştir. Sadece bunları söylemek istedim”
Daha sonra toplantıda olanları ve konuşulanları özetledi.
Oğuz Çetin konuşması bitince yerinden kalktı ve lojmanına gitti.

Saat 21:00 Yemekhane
Bayram ve Mustafa Beyler toplantıdan çıkarak yemekhaneye geldiler.
Oğuz Çetin telefonla yemekhaneye çağrıldı.
Toplantının sonucunu ve kararlarını Bayram Bey anlatmaya başladı.
Kamp ile şantiye arasındaki kapı örülerek kapatılacak.
Kamp tarafında bulunan sendika ve sağlık odası şantiye tarafına taşınacak.
Kamp tarafında gece ve gündüz silahlı üç polis tarafından güvenlik sağlanacak.
....................................................
Özür dilenmesi konusu hiç gündeme gelmedi.

Saat 22:10 Yemekhane
Türk personel yeni bir değerlendirme yapmak üzere toplandı.
Toplantı tutanağındaki ilk iki maddenin yerine getirilip getirilmediği konuşulacak.
Güvenlik konusu halledildi mi?
Özür dilenecek mi?
Şantiyenin ve kampın kapılarına resmi görevli olarak polislerin geldiği tespit edildi. Bu konu şeklen de olsa çözülmüş sayılabilir. Sendika yetkililerinin işçiler önünde ve yerel ortağın en büyük yetkilisi önünde Türk personelden özür dileme konusu tartışmaya açıldı.
Konuşmalar sonucunda üç farklı bakış açısı ortaya kondu.
1 – Özür konusunda taviz verilmesin. Sendika yöneticileri bütün işçilerin önünde Türk personelden özür dilesinler.
Bu görüşü özellikle atölye personeli destekledi.
2 – Sendika yöneticileri yemekhaneye gelsinler ve burada özür dilesinler.
Bu görüşü savunanlar, işçilerin toplu halde bulunmasının kışkırtılmaya müsait olacağını ve bir arbede çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca PM ve PC de bu konuda telkinlerde bulunmuşlardı.
3 – “Olay bu aşamaya kadar geldi. Kendimize zorla özür diletmemeliyiz. Bu özrü PM ve PC sendikacılara söyleyip diletmelilerdi, hâlbuki şimdi biz “gelin bizden özür dileyin” der duruma düştük. Böyle zoraki özrün zaten hiçbir anlamı olmaz.”
Diye düşünenler. Özellikle prekast ve üstyapı (asfalt gurubu) bu şekilde düşünüyor.
Tunay Bozbeyoğlu kararsız kalarak görüş bildirmedi.
Oğuz Çetin “durumun, bu üç görüş hakkında oylama yapmamız gerektirdiğini zannediyorum” diyerek seçenekleri sırayla hatırlattı ve toplantıdakilerin oy vermelerini istedi.
Birinci seçeneğe sekiz kişi oy verdi.
İkinci seçeneğe üç kişi oy verdi.
Üçüncü seçeneğe sekiz kişi oy verdi, oyunu kullanmamış olan Oğuz Çetin’de üçüncü seçeneğe,
“kendi adıma bir oy hakkım var, bu durumda zaten üçüncü görüş en fazla oyu almış oluyor, ayrıca burada bulunmayanlar adına da oy kullanma hakkına sahip olduğum düşünülürse üçüncü seçenek yani özür dilenmesini istemiyoruz, yarın sabahtan itibaren de işe çıkıyoruz şeklinde oy çokluğu ile karar almış bulunuyoruz.”
Diyerek oy verdi.
Daha sonra bir kapanış konuşması yaptı.
“Ben her şeyden önce bana güvenerek temsilcilik hakkı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Bu hareketimizin bazı sonuçları olduğunu söylemek isterim. İlk olarak bizler toplu bir hareket yapabileceğimizi hem kendimize hem yerellere ve hem de firmaya ispat etmiş olduk. Bundan sonra hakkımızda alınacak kararlar ve burada yapılacak hareketlerde bu faktör de dikkate alınmak mecburiyetindedir. İkinci olarak, bu beraberliğimizi sürdürmedeki zorluk görüldü ki, bu da bir ders olarak alınmalı. Üçüncü olarak, müdürlerimizin, haklarımızı dile getirmede ve savunmadaki isteksizlik ve yetersizliklerini gördük ki, bu da kaydedilmesi gereken üçüncü önemli derstir. Benim görevim şu andan itibaren bitmiştir. Hayırlı olsun”

1 yorum:

Adsız dedi ki...

merhaba oğuza abi, taleplerimizi bildirien yazıyıd da eklesen daha anlaşılır olur öykümüz... bu arada yazıyı birlikte yazdık, ben hiçbirinizin beni zorlamadığı gibi, benimde hiçkimseyi zorlamadığımı düşünüyorum. yanlışmıyım.
tunay

  TOPLUMUMUZ ARTIK SADECE ERGENLERDEN OLUŞUYOR?*   “Çocuklar İktidarda” kitabının yazarı İsveçli Psikiyatrist David Eberhard, liberal ye...