MOTORİN HIRSIZLIĞI
06-06-2003 ŞANTİYE-LOJMANLAR
06-06-2003 ŞANTİYE-LOJMANLAR
Üç gün kadar önce proje müdürü elinde bir tomar kağıtla hızla odama daldı.
—Senin dozer operatörün mazot çalıyor, derhal işten kov!
Böyle cırlaması (bağırınca sesi tizleşiyor) beni iyice geriyor zaten, birde “senin operatörün” veya “senin formen bozuntun var ya…” şeklinde söze başlar. Benim ekibim ya, doğrudan bana hakaret edemediği, bağıramadığı için bu şekilde dolaylı yoldan yapıyor.
Böyle cırlaması (bağırınca sesi tizleşiyor) beni iyice geriyor zaten, birde “senin operatörün” veya “senin formen bozuntun var ya…” şeklinde söze başlar. Benim ekibim ya, doğrudan bana hakaret edemediği, bağıramadığı için bu şekilde dolaylı yoldan yapıyor.
—Nasıl anladınız hırsızlığı? Dedim.
—Ben anlarım.
Dedi ve geldiği hızla odamdan ayrıldı. “Caterpillar Performans Handbook”a bakıyor. Makinelerin arazideki yakıt sarfiyatlarıyla, üretici firmanın verdiği değerleri karşılaştırıyor. Elbette şantiyede kullanılan motorin fazla çıkacak. Makinelerin çoğu onbeşbin saat kullanılmış, bakım ve onarımları bu halde bile gerektiği gibi yapılmıyor. Bu şantiye şartlarındaki yakıt ve yağ sarfiyatlarıyla, üreticinin verdiği idealize edilmiş değerler arasında fark olmaması mümkün mü? Elbette değil. Fakat hırsızlık konusu çok ciddi. Bunu araştırmam lazım.
Ama hemen adam kovmakla olmaz ki. Burası Afrika. Lakin bizimkiler karşılarında zencileri görünce hemen efendi-köle ilişkisine dönüştürüyorlar her konuyu. Adamların yüzüne karşı gereksiz bağırmalar, nasıl olsa anlamıyorlar diye ana-avrat küfürler gırla gidiyor. Mesela bizim Türk formen İngilizcede yes, no, okey dâhil on kelime ya biliyor ya bilmiyor. Almış karşısına bir yerel işçiyi, ona iş öğretmeye-anlatmaya çalışıyor. İşçi anlamıyor haliyle. Sonra da bizimkisi başlıyor bağırmaya, “bunlar geri zekâlı, iki saattir anlatıyorum hiçbir şey anlamıyor” diye. Bizimkilerde bir kibir, bir böbürlenme, sanırsın medeniyeti ilk defa kendisi getirmiş Afrika’ya. Kadıköy’de veya Kızılay’da kaldırımda yürüyen sıradan insanlardanken burada birden kendilerini “efendi” zannetmeye başlıyorlar.
Makinelerin yakıt sarfiyatlarını tekrar hesaplattırdım, özellikle dozerinkine dikkat ettim. Hayır bir anormallik yoktu dozerde, hatta onun yakıt deposu kapağı ilave olarak bir asma kilitle kapatılıyordu. Ama özellikle üç kamyonunkinde olağanüstü bir fazlalık var. Çalışma şartları, insanlara güvenmek, adil olmak filan tamam ama sonuçta bir yere kadar. Durumu proje müdürüne anlattım. Hırsızlığın yapıldığı konusunda kesin bir inanca bende sahip oldum ama nasıl yapıldığı konusunda bir delil bulamadık. Kimsede ispiyonculuk yapmıyor. Şoförleri işten çıkarmaya karar verdi müdür. Şantiye toplantısında bana talimat veriyor.
—Herkesi toplayacaksın “bu adamlar motorin hırsızlığı yaptıkları için işten atıldılar” diyerek hırsızları kovacaksın.
İspatlanmamış bir hırsızlıkla (belkide haberleri olmadan kamyonlarından çalınmıştır) üstelik herkesin içinde bu üç kişiyi suçlayıp işten atacağım demek. Böyle bir hakareti kim kabullenebilir ki? Müdür arada benimde icabıma bakacak anlaşılan. O kadar adamla karşı karşıya getirecek beni.
—Olmaz öyle şey. Dedim.
—Bu adamları nasıl, hangi prosedürle işe aldıysak o şekilde çıkarmamız lazım. “Personel İşleri” işe aldı, öyleyse gene onlar çıkarmalılar. Çağırırız buraya adamları, açıklama isteriz. Anlatırlar konuyu, bizde “tatmin olmadık” deriz. Zaten deneme süresi içindeler. Göndeririz giderler.
Müdürdeki kurnazlığa bak. Beni tek başıma elli yerlinin içine resmen katledilmem için atıyor. Ben her gün arazide tek başıma on, oniki saatimi bunlarla geçiriyorum. Buradaki işsizliği, fakirliği ve beyaz adama düşmanlığı da ekle bunun üzerine, nasıl bir risk içinde olduğumu tahmin edersin.
Bu sabah şoförlerin üçünü de personel işleri odasına çağırttım. Tasarladığım gibi kısa bir konuşma geçti aramızda. “Çalışmalarından özellikle ben memnundum”,”ama izahı mümkün olmayan bir durumdu bu”. Beni sakin bir şekilde dinlediler. Beklediğimden çok daha az tepki ve itirazla karşılaştım. Elbette kesinlikle bu suçlamayı kabul etmediler. Sonunda personel işlerinde çalışan bir yerel elemanımız işten çıkarıldıklarını yazılı ve sözlü olarak da tebliğ etti.
Aradan çok zaman geçmeden bu yakıt hırsızlığı önüne geçilemez biçimde arttı. Artık işten çıkardığımız şoför veya makine operatörünün sayısını ben bile önemsememeye başladım. Bütün bu kargaşanın içinde bir şoför temiz kalmıştı. Onun kamyonundan yakıt çalınmıyordu. “Emeka” bu sebeple en güvendiğim adamım oldu. Her işe hiç itiraz etmeden koşuyordu. Su tankerine şoför mü lazım, Emeka hemen gönüllü gidiyor, bir kamyonda arıza mı var, Emeka tamir ekibinden önce müdahale ediyor. Böyle cevval bir eleman işte. Ama şüpheler üzerinde toplanmaya başladı yavaş yavaş. Sonradan anlaşıldı ve ispat edildi ki mazot hırsızlığının düzenlenmesi ve idaresi tamamen onun kontrolündeymiş. İşine son verildi elbette hemen. Hırsızlık bitti mi, elbette hayır. Bu çok hikâyeye konu olacaktı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder