BAZI KİTAPLAR, BAZI KONULAR BELKİ SİZE GÖRE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISINDAN İRDELENMİŞ OLABİLİR.
17 Ekim 2020 Cumartesi
7 Haziran 2017 Çarşamba
10 Mart 2017 Cuma
"GÖKYÜZÜ NEDEN KARANLIKTIR?" VEYA İZAFİYETİN GÜZELLİĞİ.
"Gökyüzü neden karanlıktır?"
Veya izafiyetin
güzelliği.
Bu
üç kelimeden oluşan basit soru cümlesini alıp, üzerine devasa bir elbise
oturtmaya çalışmak nedendir?
Sırasıyla
gidelim. Gökyüzü nedir? O sonsuz bir boşluktur. Çeşitli gök cisimleri de hız ve
kütlelerine uygun ve orantılı biçimde hareket ederler, bu hareket de
bilinebildiği kadarıyla dairesel veya dairenin türevleridir.
Karanlık
ne demektir? Tersini sorarak cevaplayalım. Aydınlık ne demektir? Her iki
sorunun da cevabı aynıdır. Gözümüze gelen ışıktır. Eğer gözümüzdeki mekanizmayı
uyaracak miktarda ışık ışını gözümüze geliyorsa “aydınlık” (veya
aydınlığın çeşitli miktarları), yeterli ışık ışını gözümüze gelmiyorsa “karanlık” var
deriz. Gökyüzünden güzümüze ışık gelmiyorsa “karanlık” deriz.
Peki, neden gökyüzü bazen aydınlık bazen karanlıktır? Bazen güneş ışığı
çevremizdeki cisimlerin üzerine düştükten sonra (eğer uygun açıda isek)
yansıyarak gözümüze gelir ve o cismi “görürüz”.
Ama ışık yoksa yansımada olmaz, o zaman cisimleri görmeyiz yani “karanlık” olur. Sonuç; Karanlık diye bir şey
yoktur, olan “ışığın yokluğudur”.
Yoğunluk
nedir? Genel anlamda yoğunluk “birimin ihtiva ettiği vakıa”dır. Bu genel tanımı biraz daha
daraltalım. Üç boyut için bir açıklama yapmaya çalışırsak mesela; “1 metreküp hacim
içerisindeki suyun ağırlık olarak miktarına, 1 ton diyelim” şeklinde bir kabul yapmıştır bilim
insanları. İki boyut için bir örnek vermek gerekirse “metrekareye 10
kg. yağmur yağdı” dersek bu yağmurun “yoğunluğu”nun 10 kilogram olması demektir. Tamam
güzel… ama… Bu bir metre de ne şimdi? Neden bir metre ”1m.”dir? Evet, izafiyet içinde izafiyet…
Neden bir daire 360 parçaya, ya da 400 parçaya veya ne bileyim 500 parçaya
bölünmüştür. Bunu kim, ne için, neye dayanarak yapmıştır? Mesela ben bir
daireyi 52 parçaya bölelim ve her bir parçasına da 1 derece diyelim desem ne olur
ki? Roma İmparatorları aylara isimlerini verdikleri gibi, ya da yılın
başlangıcını Hz. İsa’nın doğduğu gün sanan saflar aslında bunun pagan
inançlarına göre (tabiata tapanların dini) düzenlenmiş bir tarih olduğunu
sandıkları gibi mesela? Mesela dünyanın çevresini (ekvatorunu) 40 milyon parça
yerine 20 milyon parçaya bölsek daha iyi olmaz mı? Böylece bir metre daha uzun
olur ( Bu boyumu da daha kısa mı gösterir yoksa?).
Gökyüzündeki
ışık kaynakları birbirlerinden çok uzaktırlar. Bir ışık kaynağından çıkan ışık
ışınlarının hiç birisi diğeri ile paralel bir doğrultuda hareket etmediği için
kaynağından uzaklaşan ışınlar aynı zamanda birbirlerinden de uzaklaşırlar.
Böylece bir cisme çarparak yansıdıklarında eğer o cisim üzerine birçok ışık
ışını çarpıp yansımışsa yani birim alan üzerine çok fazla ışık ışını düşmüşse,
yani ışık yoğunluğu bizim gözlerimizin ve beynimizin algılayacağı miktar ve
türdense o cismi veya o ışık ışının kaynağını görebiliriz. Ama ışık kaynağı
bizim gözümüze çok uzaksa veya yansıtan cisim gözümüze çok uzaksa veya ışık
kaynağı yansıtan cisme çok uzaksa ışık yoğunluğu da az demektir, yani gözümüz
bunu göremeyebilecektir. Ya da (belki de) gözümüzün görmediği yerde ne bir
yansıtan ne de bir ışık kaynağı yok demektir. Yani henüz onların ışığı bize
gelmedi için biz onları göremiyoruz demek çok iddialı olur.
Platon
“Devlet”te ve özellikle “Dialoglar”ında, cevapları ancak kendisinin
istediği biçimde doğru olabilecek sorular sorarak istediği sonuçlara
gidiyordu. Ama bu metot artık
uygulanmıyor (çocukları eğitmede belki).
Görmek
optik bir olaydır. Ama gözlem, görmenin ötesinde birçok algı metotlarını da
ihtiva eder.
Zamana
gelince; Bu da insan beyninin tabiatı ve eşyayı anlama ve algılama çabalarının
araçlarından birisidir. Aslında zaman yoktur. Hareket vardır. Hareketin olmadığı
yerde ne zaman vardır ne de başka bir şey, mutlak boşluk ve yokluk vardır.
Varlık bile yoktur. Sadece Allah vardır.
Saat
zamanı ölçmez. Saat dediğin şey bir makinedir. Denizin dibinde de, Everest’in
tepesinde de aynı çalışır. Bir enerji kaynağının hareket ettirdiği biçim
verilmiş metal veya diğer maddelerden yapılmış parçaların hareket
ettirilmesidir. Saati zamanın birimi yapan şey onu bizim öyle kabul
etmemizdendir. Zamanı biz tanımlamışızdır.
Bundan dolayıdır ki dünyanın bir yılı 365 gün ama Mars’ın bir yılı 320
gündür. Merkür’ün bir yılı 176 gündür.
Yani yaşıt olan bir Merkür’lü ve Dünya’lı gerçekten yaşıt mı demektir?
Alev
Alatlı bir kitabında tezini ispatlamak için soruyordu: Ova nerede biter, dağ
nerede başlar, bunların sınırlarını kim nasıl çizer. Yani demek istiyordu ki
siyahla beyaz arasında kesin net bir sınır yoktur, bunlar bir grilikle
karışmıştır. Siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah vardır.
Dağ
nedir, ova nedir? Tabiatın böyle bir ayrımı yoktur. Bu ayrımları, tanımları,
etiketleri biz veriyoruz. Dağ da yoktur, ovada yoktur. Muhakkak bir şey
olacaksa bu coğrafi tanımlara dayanmayan bir matematik gerçeklik olacaktır.
Doğrular vardır, eğimler vardır, dikler-yamuklar vardır. Ha senin paşa gönlün
buna ister dağ der, ister ova, hatta yazın serin olsun diye yayla da
diyebilirsin. Siyah siyahtır, beyaz da beyaz ve bu ikisi hiç bir zaman
birbirine karışmayacaktır, Abdülvahid Yahya’nın dediği gibi “west is west, east is east” (Allah ondan razı
olsun).
Bütün
bu yazı ve ardındaki düşünceler basit bir internet araştırması sonucu elde
edilmiş yüzeysel bilgilerdir. Lise seviyesi aktüel, derinliksiz ve yanlış mesnetlenmiş
ama derin manalar içerirmiş gibi görülen düşüncelere karşı bu kadarı yeterli
olur sanıyorum.
7 Şubat 2017 Salı
31 Aralık 2016 Cumartesi
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ veya LİBERAL FAŞİZMİN OYUNLARI
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ veya LİBERAL FAŞİZMİN OYUNLARI
Yaklaşık elli metre yüksekliğindeki buz parçası devrilen bir
yüksek bina gibi soğuk sulara yıkıldı ve büyük dalgaları halkalar yaparak
okyanusa dağılmaya başladı.
Soğuk esen rüzgâr ve su zerrelerinden korunmaya çalışan adam
elindeki mikrofonu ağzına yaklaştırarak buzulların hızla eridiğini anlatıyordu.
Parlak renkli kutup ceketi, tüylü başlığı, yumuşak eldivenleri içinde görevini
zorlukla ama fedakârca yapan bir “Gökkuşağı Savaşçısı” olarak bizleri yani
rahat evlerinde umarsızca her türlü atık üreten insanları uyarıyordu.
Artık deniz bitmişti. Sera gazları, poşetler, pet şişeler
dünyayı yaşanmaz hale getirmişlerdi.
Şu zavallı kutup ayısına bakar mısınız?
Ufacık bir buz
parçası üzerinde çaresizce nasıl da yardım dileniyor. Ya şu pandaya ne demeli?
Bebek gibi oturmuş masum masum bambu yapraklarını yerken ne kadar da çaresiz
değil mi?
Bacalardan havaya salınan fabrika dumanları sanki bir volkan
konisinden fışkıran tozları andırmıyor mu?
Sanal bir el bize, tam da suratımızın ortasına parmağını
uzatmış azarlıyor. Bütün bunların suçlusu biziz. Biz “Küçük Adam”lar.
Çöpleri ayırmalıymışız itina ile. Poşetler, pet şişeler,
kağıtlar, metaller ve organik olanlar. Ha mümkünse büyük ambalajları da şu
tarafa koyalım.
Elbette yapılacak daha çok şey var, mesela; Tasarruflu ampul
kullanalım.
(Ama bir hesaplayın bakalım fiyatı diğer ampullere göre çok daha
pahalı olan tasarruflu ampullere ödediğimiz para ile daha az elektrik tüketip
daha fazla para ödemiş miyiz ödememiş miyiz?).
Elektrikli ev eşyalarımız? Buz dolabımızı, çamaşır ve
bulaşık makinelerimizi de yeni çıkan şu daha az elektrik harcayanlarıyla
değiştirelim. Ama mevcutlar da henüz yeni sayılırdı gayet te iyi çalışıyordu. Olmaz!
Yeni alınacak. Ama bunlar daha pahalı? Osun, pahalı ama daha az enerji
kullanıyor, daha az elektrik parası ödeyeceksiniz. Ama elektriğin
kilovatsaatine sürekli zam geliyor, eşyalara da para verdik… nasıl bir tasarruf
etmiş oluyoruz? Kardeşim sen dünyaya düşman mısın?
Tasarrufu biz yapacağız ama eşyaya daha çok ödeyeceğiz,
enerjiye daha çok ödeyeceğiz. Çöpleri biz ayıracağız ama bunları alıp yeniden
işleyip bize tekrar para ile satacaklar. Biz tekrar onlar için çalışıp onarın
bu çöpleri bize para ile tekrar satmasını sağlayacağız.
Kuzey yarım kürenin sanayileşmiş, gelişmiş ülkeleri her türlü
çevre kirleticiyi üreterek bunun sorumlusu olarak biz az gelişmiş tüketim
çılgını insanları suçluyorlar. Biz giderek artan bir şekilde daha çok çalışarak
daha çok tüketiyoruz. Daha çok harcayarak daha çok fakirleşiyoruz.
Bu da yetmiyor, daha da çok çalışıp ve üretip silah alıyoruz
ve birbirimizi öldürüyoruz.
Petrolü, doğal gazı, kömürü, madenleri Batılılar çıkarıp ve
üretim sürecinde de çevreye her türlü tahribatı yapıyorlar ve dönüp bizleri
suçluyorlar.
Küresel ısınma gerçek olabilir ama sera gazlarını üretenler
sanayileşmiş batı ülkeleridir. Nükleer tehditlerin hepsi yine bu ülkelerde
gerek silah olarak gerek santral olarak bulunmaktadır. İnsanlık için sık denilecek
bir aralıkta nükleer kazalar olmakta ve bol miktarda radyasyon tabiata
dağılmaktadır.
Bütün ülkelerde fabrikaların atıkları serbestçe nehirlere,
göllere veya denizler bırakılmaktadır. Fabrikaların arıtma tesisleri
göstermelik yapılmakta ne sıvı ne de gazlar arıtılmamaktadır.
Çevre koruma örgütü olduğunu iddia eden guruplar gençlerin
ellerine anket kağıtları verip meydanlara göndermekle insanlara çevrenin
korunması için çaba gösterdikleri zannını vermekteler.
Balina gemilerinin önünden botlarla geçerek tabiatı
koruduklarını iddia ediyorlar.
Uluslararası şirketler ve kontrol ettikleri devletler bu
tezgâhı kurarak insanların emeklerini sömürmektedirler. Bu insanlık dışı
faaliyetlerini maskelemede kullandıkları yollardan birisi de çevre koruma
faaliyetleri adı altındaki sahtekarlıklarıdır. Diğerlerinden bazıları da
elbette demokrasi, insan hakları gibi içi boşaltılmış tuzak kavramlardır.
18 Aralık 2016 Pazar
İBADET NEDİR?
İBADET HAKKINDA
Günümüzde ibadet kavramı kadar anlamı daraltılmış, içeriği boşaltılmış çok az kavram vardır. Halbuki bunun aksine ibadet kavramının içeriği çok zengin, kapsamlı, geniştir. İbadet; Allah'ın sevdiği gizli ve açık söz ve davranışların tümünü içerir. Ama, genellikle "ibadet" denilince aklımıza namaz, oruç, zekat, hac gibiler gelir. Kur'an bunları ibadet sınıfından saymaz bile. Bunlar Kur'an'da "nüsuk" ibadet şekilleri olarak geçer. İslam'da bazı ritüellerin toplamına ibadet denilmez. Anne-babanın evladına gösterdiği şefkat ibadet olduğu gibi, tüccarın dürüstlüğü de bir ibadettir. Hatta zalim idarecinin karşısında hakkı söylemek de en büyük ibadetlerden birisidir.
Ne zaman ki hayatın tamamını kuşatan takva/sorumluluk bilinci yerine "zühd" adı altında ruhbanlık ikame edildi, işte o zaman İslam tarihindeki en büyük kırılmalarda birisi de gerçekleşti. İslam bazı ritüellerin toplamından ibaret bir din değildir. Aksine İslam, hayatı ibadetleştiren bir ubudiyet dinidir. Gün boyu işlenen ahlaki her davranış daima sevaptır, ibadettir. İbadet salih ameldir. Yani düzgün ve kaliteli iş yapmak, üretmek demektir. Yararı yalnızca kendimize olan ameller değil, faydası başkalarına da olan salihattır.
İslam tevhit ve adalet, sevgi ve merhametten ibarettir. Allah'ın hakkına tevhit, kulların hakkına da adalet çerçevesinde uymak demektir. İbadet, mutlak itaati yalnızca O'na özgüleyerek O'ndan başkasına boyun eğmemektir. O'nun mahlukatına sevgi ve merhamet ile muamele etmek, kul hakkı karşısında saygıyla eğilmektir.
İbadetler "köşk, şarap, huri v.s." gibi ahirette zevk sürmek için yapılan bir takım ritüeller değildir. Bir Müslüman ibadetlerini kar-zarar mantığı ile bir tüccar gibi asla yapmaz. Allah'ın rızası dışında hiç bir beklentisi yoktur. Mesela bir mümin sevap toplamak için Kur'an okumaz. Namazı kendisini psikolojik olarak rahatlatan bir tür yoga-meditasyon olarak görmez. Namaz bir nevi fiziksel rahatlama aracı da değildir.
Din ahiret kazanmak için dünyayı terk etmek değildir. Din dünya içindir. Ahirette maruz kalacaklarımız ise dünyada yaptıklarımızın karşılığındakilerdir.
İyiliği emretmek ve yapmak, kötülükten kaçınmak ve kötülüğü engellemektir ibadet. İnsan hakkına tecavüzün en büyük günahlardan olduğunu idrak etmektir "ubudiyet".
İbadet: Zulme savaş açmak, zalimlere hasım olmaktır.
İbadet: Yoksulluğa ver yolsuzluğa isyan edip bunlarla mücadele etmektir.
Mazlumların ahı göğü inletirken bir köşede doksandokuzluk tespih çevirmek hiç değildir ibadet.
İnsanların emeğinin karşılığını vermeden, onların sırtından kazanılan ile hac veya umre yapmak da değildir ibadet.
Vurana elsiz, küfredene dilsiz, güçlüler karşısında elpençe duran, ensesinden vurulduğunda ağzındaki lokmayı veren kişi olmak da değildir ibadet etmek.
Ve en önemlisi de hakkı korunacak olan yalnızca bizim dinimizden ve ırkımızdan olan değildir, dininin, ırkının ne olduğuna bakılmamalıdır ve hatta ve hatta herhangi bir canlı olması yeterli olacaktır. İtiraz edilecek muktedir ise yalnızca bize kastettiğini düşündüğümüz değil, bizden olandır da. Yani, kısaca; kötülük ve iyilik vardır. Kötülüğün karşısında iyiliğin yanında olmak, hatta bizatihi iyi olup kötülükle mücadele etmek ibadetlerin en makbullerindendir.
Not: Alıntılınarak geliştirilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
TOPLUMUMUZ ARTIK SADECE ERGENLERDEN OLUŞUYOR?* “Çocuklar İktidarda” kitabının yazarı İsveçli Psikiyatrist David Eberhard, liberal ye...
-
MOTORİN TANKERİ 08-03-2009 - Otel, 10 numaralı oda. Saat 00.30 suları. Şirket hattının olduğu cep telefonu çalmaya başladı. Aslında telefon...
-
Taliban ve Ölüm Kuyusu 28–11–2005 Kabul-Gardez Yolu İyileştirme Projesi. Artık şantiyeyi kapatma aşamasındayız. Havalar soğudu, geceleri km ...
-
MOTORİN HIRSIZLIĞI 06-06-2003 ŞANTİYE-LOJMANLAR Üç gün kadar önce proje müdürü elinde bir tomar kağıtla hızla odama d...








